Pensilvanya’nın Hikayesi

Zaman gazetesinde gördüm. Neresidir bu Pensilvanya diye bir yazı yayınlamışlar. Akıllarınca Türkiye’deki paralel yapılanmanın çökert-iliş sürecini alaya alıp itibarsızlaştıracaklar. Pensilvanya’dan korkan bir Başbakan profili çizerek, Pensilvanya’nın tanıtımını yapmışlar. Yaptıkları tanıtım ise beyinlerinin görebildiği ya da beyinlerini yönetenlerin onlara gösterdiği kadar olmuş.

Siz gelin Pensilvanya şehrinin hikayesini bir de Bisimit’den dinleyin.

Öncelikle üniversitede Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okuyan birisi olarak Amerika’nın tarihi ile ilgili çok fazla materyal okuduğumu ve bunlarla dersten çok stratejik bir bakış açısı ile ilgilendiğimi yazmak istiyorum. Bunlardan önce filimlerinden başlayayım. Evet Holywood filmlerini eleştirmekte haklıyız. Ama hiç bir zaman mesaj vermeden es geçmezler.

Killing Them Softly filmini bir çoğunuz izlemişsinizdir. Filmdeki son sahneyi ve metni hatırlatayım size. Jackie (Bradd Pitt) kumarhaneyi soyan 2 kişiyi ve daha önce kendi kumarhanesini soyduran elemanı öldürdükten sonra büyük patronların aracı olarak gönderdiği kişiden parasını ister. Aracı şahıs öldürülen 3 kişi yerine 1 kişinin parasını vermek ister. Televizyonda Barack Obama’nın konuşması eşliğinde geçen sahne tam olarak şöyledir :

Barack Obama (on TV): …to reclaim the American dream and reaffirm that fundamental truth, that, out of many, we are one…

Driver: You hear that line? Line’s for you.

Jackie Cogan: Don’t make me laugh. One people. It’s a myth created by Thomas Jefferson.

Driver: Oh, so now you’re going to have a go at Jefferson, huh?

Jackie Cogan: My friend, Thomas Jefferson is an American saint because he wrote the words ‘All men are created equal’, words he clearly didn’t believe since he allowed his own children to live in slavery. He’s a rich white snob who’s sick of paying taxes to the Brits. So, yeah, he writes some lovely words and aroused the rabble. This guy wants to tell me we’re living in a community? Don’t make me laugh. I’m living in America, and in America you’re on your own. America’s not a country. It’s just a business. Now fuckin’ pay me.

Tam olarak son cümleler çok vurucu. Avcı rolünde hırsızları tek tek haklayan Jackie Cogan (Bradd Pitt) ‘in cümlesini tercüme edelim.

Jackie Cogan: Thomas Jefferson “Tüm insanlar eşit yaratılmıştır” dediği için bir azizdi diyeceğim ama çocuklarının köle olarak yaşamasına izin verdiği için muhtemelen o bile bu sözlere inanmıyordu. Muhtemelen İngiltere’ye vergi vermemek için bunu uyduran zengin ayyaşın tekiydi… Belki birkaç sevgi cümlesi yazıp ayak takımını uyandırmış olabilir… Bu adam bizim bir toplumda yaşadığımızı iddia ediyordu. “Güldürme beni. Ben Amerika’da yaşıyorum, ve Amerika’da, tek başına-sındır. Amerika bir ülke değil; burası bir şirket. Şimdi, sökül lanet olası paraları.”

Altı üstü Pensilvanya’yı anlatacağım değil mi? Olmuyor işte. Bunları anlatmazsam Pensilvanya’yı anlatamam. İngiltere Krallığı Mısır’dan İskoçya, Galler topraklarına göç ettikten sonra hiç bir adımını plansız atmadı. Hiç bir planı tek başına kurmadı. Hiç bir zaman Kabala’yı yanı başından ayırmadı. Ve hep o aileyi Mısır’dan göçe zorlayan Musa ve ona inanan ümmetine intikam beslediler. Musa zamanında kahinlerinin yazdığı sihir kitaplarının efendisini istiyorlardı. Süleyman’ın mabedini istiyorlardı. Süleyman’ın bastonunu nihayet karıncalar yedikten sonra Süleyman yere düştüğünde serbest kalanlara (biliyorsunuz kim olduklarını) sahip olmak istiyorlardı. Oldular. Bunun hikayesini de bir başka zaman anlatırım.

İngiltere (Britanya) krallığı Portekiz ve İspanya’da bir çok korsanı bir araya getirip sponsorları olarak  keşfe gönderdi. Amacı gittikçe kalabalıklaşan Avrupa için yeni kaynaklar bulmak. Sömürge imparatorluğunu genişleterek doğu halkının zenginliğini ele geçirmekti. Uzak doğu ülkeleri haricinde Batı Asya (Pakistan, Hindistan ve Türkmen Bölgeleri) Hicaz Bölgesi (Irak, Suriye, Arabistan) Habeşistan (Etiyopya ve Güney Afrika ) Mısır ( Kuzey Afrika Ülkeleri ) Anadolu ( Türkiye ) Güney Batı Asya (Afganistan, İran ) dahil bütün bölgelerin halkları hiç bir zaman yoksulluk yaşamadılar. İngiltere bu zenginlikleri ele geçirmek için keşifler yapmak istedi ancak ellerine bambaşka bir fırsat geçti ve taşeron olarak kullanabilecekleri bir kara parçasına sahip oldular. Amerika’daki iç savaş (Kuzey ve Güneylilerin savaşı) , özgürlük hareketleri ve hatta İngiliz’in, İspanyolun, Portekizlinin, almanın kendi kimliğinden vazgeçip AMERİKALI olarak dünyaya tanıtılması hepsi mükemmel bir şekilde planlanmış küresel oyunun başlangıcıydı. ( Son cümlemdeki AMERİKALI ve OSMANLI üzerinde tefekkür edin, çalıntı bir plan).

Özet olarak filmdeki kahramanımız Frankie haklıydı. Amerika hiç bir zaman ülke olmamıştı. İngiltere için hep bir işti. Kurulduğu günden itibaren İngiliz Krallığının işleyeceği günahların taşeronluğunu yapacaktı. Can alıcı soru ne biliyor musunuz? Avrupa Amerika’yı neden suçlayamaz biliyor musunuz? Çünkü Amerika dedikleri yeri kuran zaten Avrupa Devletlerinin burjuva takımı ile yenilikçi harekete öncülük eden aristokrat takımı. Yani bu gün Almanya çıkıp Amerika’yı katil ilan ederse Almanları katil ilan etmiş olacak. Bugün Fransa veya İspanya Amerika’ya iki yüzlüsün derse bu suçlama dönüp dolaşıp kendilerine gelecek. Çünkü Amerika diye bir şey yok. Son defa söylüyorum. Amerika Avrupa’nın günah taşeronudur.

2. Charles 17. yüzyılın ortalarında Hristiyanlığı deforme etmesi için Amerika’ya William Penn isminde bir din ve düşünce tüccarını gönderir. İlk olarak dünyada dinler arası diyalog fikrini ortaya adan kişidir William Penn. Hatta Wikipediada bile dini Quakerism olarak geçer. Quakerism’in temelinde bütün dindarları veya toplumları kapsayıcılık vardır. Herkesi kucakla hesabı. Quakeristlerin ismi pek duyulmasa da Amerika tarihinde çok büyük rolleri vardır.

İki yüzlü hipokratların sevgi, barış, kardeşlik gibi duyguları manipüle etmede üzerlerine yoktur. William Penn de bunların başını çekmektedir. İngiliz Krallığının amacı Amerika’da ortaya çıkacak düşünce ve din yapısının temeline nihilist bir din algısını oturtmak ve kitapların, peygamberlerin, dinlerin yerine insanların ortak duygularını yeni bir toplumsal anlayış içerisinde (dinler arası diyalog) süslü kelimeler eşliğinde (kardeşlik,sevgi,barış) dünyaya sunmak.

William Pen aslında Pensilvanya’nın da kurucularındandır. Neden iki yüzlü veya hipokrat dediğimi şöyle anlatayım. Avrupalılar Amerika’ya göç ettiklerinde Kızılderilileri planlı bir şekilde katletmişler, kıt’ayı Kızılderililerden tamamen arındırmak istemişlerdir. Ancak bu mücadelede zaiyat verdikleri de doğrudur. İşte bu noktada William Penn insanların kardeşliğini bahane ederek Kızılderililerle iyi ilişkiler kurmuş, kendince barışçıl bir figür olarak görünerek arka planda Kızılderililerin katliamı için muhbirlik yapmıştır. Bu İngiliz kaynaklarında geçmemektedir. Ancak 17 ve 18. yüz yılda yazılan şiirlerde açıkça yazmasa da hipokratların utanç efsanelerine göndermeler bulunmaktadır.

Philadelphia eyaletinin de kurucularından olan William Penn “Dinler Arası Diyalog” çalışmalarını yapmak için kendisine bir üst seçmiş ve bu akımın merkezi olan bu yere de kendi ismini vermişdir.Pennsilvanya.

Peki sonra ne olmuştur? Hristiyanlık dinini nihilist bir din haline getiren, İsa’nın, Tanrının (onların literatüründe), Meryem’in kutsiyetinin içini boşaltan William Penn mutlak bir başarı yakalamıştır. Ancak William Penn’den çok sonra hiç planda olmayan şeyler olacaktır. Asıl önemli olan kısımlar bunlar. Lütfen dikkatli okuyun.

19 ve 20. yüzyıldan sonra İslamiyet Avrupa’da ve Amerika’da ses getirmeye başlamış, Hristiyanlığın nihilizminden bunalan yine bu nihilizmin kalpte oluşturduğu boşlukları doldurmaya çalışan Avrupa ve Amerikalılar İslam’a yönelmeye başladılar. Bu hesapta olmayan bir hareket oldu. İnsanların İslam’a akın etmesi engellenemezdi. O zaman akın edecekleri din üzerine operasyon yapmak daha mantıklı olacaktı

Peki hangi ülkeden, kimi seçmeliydi bu operasyon için. İslam dünyasına bu güne dek Türkiye’den başka âbilik eden hiç bir ülke olmamıştı. Bunun bilincinde olan İngiltere Krallığı Türkiye’nin en etkin vaizlerinden birine kendi operasyon merkezleri olan Pensilvanya’ya taşınma ve faaliyetlerine oradan devam ettiği müddetçe kendisine ve cemiyetine sahip çıkma sözü verdi.

Pensilvanya’da William Penn’in Hristiyanlığı tahrif etme amaçlı kurduğu Dinler Arası Diyalog toplumunun başına artık Müslüman bir Türk geçmişti. Hristiyanlığın içi boşalmıştı. Sıra akın akın İslama koşanların umudunu burada da kırıp toplumu tamamen Allahsız bırakmak, hizmet ettikleri Şeytanın hala direnen kibrini okşamaktı.

İslam’ın gelecekte mutlak olmanın dışında tek din olarak ayakta kalacağını biliyorlardı. Avrupa’da genç nüfusun tükenmesi, 2050′den sonra Avrupa nüfusunun 10% kısmını gençlerin ancak oluşturacağını ve bunların da yarısının alkol, uyuşturucu batağına saplanacağını çok iyi bilen Avrupa, bu bölgeye en yakın olup en genç nüfusu barındıran Türkiye’nin dinini deforme ettiğinde hiç bir sorun olmayacağına kanaat getirmişti. Bu yüzden Türkiye’de en etkin insanlardan birini seçip bu ülkenin, bu milletin dinini boşaltıp William Penn’in başlattığı hareketi sürdürme kararı almışlardı. İngiltere Krallığı önderliğinde.

İşte dostlar, Pensilvanya öyle Zaman gazetesinin yazdığı gibi güllük gülistanlık bir yer değilmiş. Kaderin üstünde bir kader olduğu gibi şeytani planların içinde de şeytani planların var olduğunu unutmamalıyız. Bu ülkeyi ellerimizden, bu dini kalbimizden sökemeyeceklerini anlamaları gerek. Bilinçli olmamız gerek.

Hep aklıma geliyor ya, bir defa daha söyleyeyim. Davutoğlu’nun söylediği gibi “İnsan bir defa ölür

Ya da küçükken dinlediğim o dörtlük :

Varsın Zulüm Bütün Dünyayı Sarsın
Varsın Sevinçler de Başka Bahara Kalsın
Madem Ölüm Tek Bir Defa Gelecek
O da Neden Allah İçin Olmasın!

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir