Cemaatler ve Tuzaklar

Kavramlarımızla oynadılar. Algılarımızı değiştirdiler. Cemiyet ve cemaat olmadan bizler hiçiz, biliyoruz. Belki bu yüzden Efendimiz (sav) cemaatle namaz kılmayan sahabelerin bile peşine adam gönderir ve sordururdu ! Neden gelmedi? Hasta mı? Bir sıkıntısı mı var? 

Geleceğe büyük mesajlar gönderiyordu Peygamber. Rehber olacağı ümmetin omuz omuza olması gerektiğine inanıyordu. Ayrı kaldıkları zaman birilerinin bunu fırsat bilip bir birileri aleyhine yalan-yanlış mesajlar göndereceklerini biliyorlardı. Fasıkların işi buydu. İki sahih Müslüman beraberken, bir aradayken aralarını 3. bir şahıs asla bozamazdı. Bu yüzden her zaman bölme ve ayırma taraftarı oldular. İlk fitne de zaten aradaki yalan haber taşıyıcılar yüzünden çıkmamış mıydı? Efendimiz (sav) bunu yıllar öncesinden tahmin etmemiş miydi?

Ancak arada bir sorun vardı. Cemaat ve cemaatleşme kavramı bu ümmetin namusu gibiydi. Bunu ortadan kaldıramazlardı. O zaman cemaati cemaat üzerinden bölmek, cemaate cemaat üzerinden saldırmak, ümmete cemaat ile değil, cemaatin de cemîsi olan cemaatlerle zarar vermek en mantıklı hareket olacaktı.

Kimisi (İmam Ebu Hanife, İmamı Şafii gibi) müçtehitlerin  amellerinden ortaya çıkan mezhepler üzerinden cemaatleşme yolunu seçerken, kimisi de Efendimiz (sav) ‘in Hz. Ebubekir ve Hz. Ali’ye ayrı ve farklı yöntemlerle öğrettiği iddia edilen zikir yöntemleri üzerinden ortaya çıkan tasavvufi öğretilerle cemaatleşti. (Dipnot ne mezheb ne de tarikat karşıtı değilim, hamdolsun Hanefi mezhebindenim ve nakşiyim)

Mezhepler, imamlar tarafından öne sürülen ameli yollar değildi. İmamların hayatları boyunca savundukları öğretilerin daha sonra toplanarak öne sürülmüş versiyonlarıydı. Bunları bile sürüyü birbirinden ayırma taktiği olarak kullanacak olan şeytanlar olacaktı. Bu algı operasyonu öyle bir hal alacaktı ki nitekim “Oku” emrinden yaklaşık 1400 yıl sonra bile Müslüman bir ülkede “Şafii mezhebi” Kürtlerle beraber anılmaya başlayacak, her Türk gördüğü Kürdü “Şafii” sanacak, her Kürtte gördüğü Türkü “Hanefi” sanacaktı. Çünkü mezhepler bu insanlara, cennette birleştirici unsur olmaktan öte dünyada ayrıştırıcı unsur olarak öğretilmişti.  Bu yüzden birbirlerine artık kardeş olarak değil, rakip olarak bakacaklardı.

Tasavvuf yolu, Şeyh-Mürid ilişkisi Allah’a ulaşmanın gayesi olarak merkeze koyulurken, zikir ve rabıta seanslarının insanı Rab katında manen yüceltmesi beklenirken zamanla bu seanslar çılgın partilere dönüştü. Şeyh’in dokunduğu mürit beş-on takla atarak yerlerde sürünmeye başladı. Şehrin ortasında yapılan ayinleri cemaat mensupları metal rock gruplarının yaptığı düet şovuna çevirdi. İslamı tanımayan veya tanımak isteyen metalcılar bu gösterilerden sonra zaten yıllardır cemaat olduklarını anlayınca ne yapacaklarını şaşırdılar. Özetle insanın kendisinden başlayarak Rabbini tanımasına ve ona yakınlaşmasına vesile olacak değerlerin tabiri caizse içine ettiler.

Müslümanları lokal olarak bölmek istediklerinde cemaatleri, küresel olarak bölmek istediklerinde ise Sünnilik ve Şia gibi daha geniş kavramları kullanan Batı bununla da yetinmedi, olur ya Müslümanlar uyanır İslam etrafında tekrar birleşir diye bu sefer İslam’ı ceviz kabuğu gibi boşaltmaya kalktı. Kur’an, Hadis, İcma, Kıyas gibi değerlerin genetiği ile oynayanlar insanları daha bir ayetine bile anlam veremedikleri Kur’anın etrafında toplayarak, diğer bütün değerleri ortadan kaldırmaya kalktılar. Hadislerin uydurma olduğunu iddia edenler, Kur’anı Kerimi günümüze taşıyan Esbabı Nüzul ile Hadisleri günümüze taşıyan Esbabı Nüzul’un aynı kaynaklar olduğunu unuttular.

Yani özetle, bizi kendi değerlerimizle vurmaktan hiç bir zaman vazgeçmediler. Bu planlara en büyük desteği de ne yazık ki Müslüman olduğunu iddia eden bazı kanaat önderleri ön ayak oldu. Ümmetin ihtilafı rahmettir düsturu ile cemaatlere olan iyi niyetli yaklaşımımıza sahte hocalar, sahte tarikatlar, bidatlar ve en önemlisi kurdukları HOLDİNGLERLE ihanet ettiler.

Şimdi elimizde Allah kalmadı, Peygamberler kalmadı, Hadisler kalmadı,  İcma kalmadı,  Kıyas kalmadı. Cemaatler varken hangisine gerek var ki? 

Şimdi elimizde karar mekanizması olarak Hz. Allah’ın kitabında “Hâla akletmez misiniz” sorusuna verdiğimiz muhteşem bir cevap var. Cemaat liderleri varken akletmeye ne gerek var ki?

Hz. Allah “Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte” dediğinde bizim garip, gurebayı, fakir, fukarayı arayıp bulmamız icap ederken, Afrika açlıktan kırılırken yine lanet olsun ki arkasına saklanacağımız Cemaatler varken zekatı başkalarına vermeye ne gerek var ki? sorusu.

– Milletten para alıp milletle camide namaz kılmak caiz değildir diyerek kendi mescidinden başka yerde namaz kılmayan cemaatler.

– Millete hizmet ettiğini iddia edip garibanın evladına çıkarsız ev ve barınma ihtiyacı vermeyen, zengini el üstünde tutan, fakiri evde, yurtta yer yok diyerek öteleyen, dışlayan cemaatler.

– Millette dini bir cemiyet olduğunu iddia edip her seçimde sağda solda birilerine baskı kurarak 100 yıldır bu millete eziyet edenlere oy toplayan cemaatler.

Cemaatler, cemaatler…

Bu yazıyı yazmayacaktım. Aslında facebook sayfası ve web siteme aşağıdaki yazıyı yazıp geçecektim. Ama millet bizi mezhep düşmanı, tasavvuf düşmanı, cemiyet düşmanı sanmasın diye arka planda bunları yazmak zorunda kaldım.

Söylemek istediğim ne mi?

Devlet artık ders çıkarmalı.

Hiç bir cemaate ayrıcalık tanımamalı.

Hepsini dize getirmeli.

Makam veya rütbelere, memurluk veya diğer mevkilere ne cemaatten, ne imam hatipten, ne de teşkilattan birilerini HAKSIZ YERE yerleştirmemeli.

Kim o makamın hakkını verecekse, kıyak olmadan o kişi seçilmeli. HALK SEÇİLMELİ ARTIK. İŞİN HAKKINI VERECEK OLAN VATANSEVER ALEVİ, KÜRT, TÜRK, SÜNNİ HALK SEÇİLMELİ.

Bu ülkedeki bütün cemaatler birer holdingdir. Unutulmamalı.

Bu holdinglerin zayıf noktalarını bulduğunuz an size saldırmaktan imtina etmeyeceklerdir.

Devlette her kademeye alevi, sünni, kürt, laz, çerkez, nurlu, suleymanlı, hüdayili, imam hatipli, ateist, müslüman, hristiyan, yahudi adamlar konmalı.

Etnik köken arttıkça çalışanlar işini yapar, devlet güçlü olur.

Şimdi paralelin yerine yerleşenlerin cemiyeti ve cemaati yok mu? Var. Özellikle bir cemaat şu anda paralelden boşalan yerleri hızla dolduruyor. E yarın bunlarla ters düşmeyeceğimize dair garanti var mı? Yok.

Liyakat diyoruz ama liyakat görecelidir ve zaman mekan ayrımı yapar. Kim ne derse desin en güvendikleriniz bile sadece şartlara göre liyakat ehlidir.

Aşağı yukarı bütün cemaatler paraleldir. Paralele benzemeyen bir cemaat varsa, Devlet henüz onun zayıf noktasına dokunmamış demektir. Son cümlem ağır oldu biliyorum. Ama kusura bakmayın. Mevzu vatansa, gözüm kara, dilim sivridir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir